Duzgun TOSUN
Dağ Ceylanları Beyazlar İçinde Geldi
   Düzgün TOSUN
Ferhat TUNC Devlet, Degişim ve Kürtler

   Ferhat TUNC
Haydar ISIK
YARALIYIM

   Haydar ISIK
Ibrahim Güney  ENQERE Û COLOMBO
   Dizgûn DENİZ
Cemil Bayik KOMÜNAL-DEMOKRATİK DEĞERLERİN TAŞIYICISI
   Bese Şimal
ROJ TV CANLI


.:Foto Album:.

Munzurum Fotograf Albumu


Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:


Ana Menü

  Ana Sayfa
  Üye Kayidi
  Üye Hesabi
  Ziyaretci Defteri
  Müzik Dinle
  Video Izle
  Siirler
  Türkü Sözleri
  Fikralar
  Foto Galari
  Etkinlikler
  Haberler
  Haber Gönder
  Haber Arsivi
  Forum
  Zindan
  Köse Yazilari
  Okur Yazilari
  Kültür Sanat
  Kadin
  Bizi Önerin
  Iletisim
  Sitede Ara
  Dersim Jenosidisi
  Dersimin Adi
  Dersim Cografyasi
  Dersim Katliami ve Direnis
  Efsaneler
  Seyit Riza

Son Yorumlar

Devamı Haberler Bölümünde


Basın&Yayın
Basın - Yayın



.:Arama:.


  Siyaset: 12 Mart zihniyetine karşı demokratik direniş  
  Gönderen sahanlaser Tarih: ( okunma)
12 Mart darbesi bu süreci dışa bağımlı, faşist askeri oligarşik egemenlik yönünde güçlü bir adım atmayı başlatırken; 12 Eylül faşist darbesi ise, bu sistemi şekillendirdi.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan 12 Mart Darbesi ve sonuçlarını değerlendirdi

12 Mart darbesi bu süreci dışa bağımlı, faşist askeri oligarşik egemenlik yönünde güçlü bir adım atmayı başlatırken; 12 Eylül faşist darbesi ise, bu sistemi şekillendirdi. Türkiye demokratikleşme sürecini kaybetti. Fakat buna küçük bir itiraz oldu. Bu da Kürtlerden geldi

PKK hareketi, 12 Mart darbesinin ortaya çıkardığı gerçeklerle, buna karşı Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin geliştirdiği direnişin ezilmesinin ortaya çıkardığı gerçeklerin çözümlenmesi temelinde oluşturulan yeni ideolojik yaklaşım, bunun örgüte dönüştürülmesiyle oluştu

12 Mart darbesinin amacı neydi? Bu darbe Türkiye'deki sosyalist hareketi nasıl etkiledi?

1970'lerin başında Türkiye şöyle bir yol ayrımına gelmişti: I. Dünya savaşı ardından Osmanlı imparatorluğunun çöküşüne itiraz etme ve direnme temelinde kurulup gelişen cumhuriyet Türkiye'si nereye gidecekti? Bir demokratik cumhuriyet ve demokratik toplum mu oluşacaktı, yoksa NATO ve ABD'ye bağımlılık içerisinde askeri, yarı faşist, oligarşik bir despotik devlet egemenliği mi ortaya çıkacaktı? Aslında 12 Mart ve 12 Eylül çatışmaları bu soruya cevap arayan, bu ikileme çözüm üreten çatışmalar oldu. 12 Mart darbesi bu süreci dışa bağımlı, faşist askeri oligarşik egemenlik yönünde güçlü bir adım atmayı başlatırken; 12 Eylül faşist darbesi ise, bu sistemi şekillendirdi. Yani Türkiye'de yeni bir devlet sisteminin oluşmasına yol açtı. Demokratik güçleri adım adım tasfiye ettiler ve böylece günümüze kadar gelen faşist despotik sistem şekillendi. Türkiye demokratikleşme sürecini kaybetti. Fakat buna küçük bir itiraz oldu. Bu da Kürtlerden geldi. 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri arasındaki süreçte düşünce ve örgüt olarak filizlenip gelişen Kürt ulusal direnişi, Türkiye'de başarı kazanan faşist, askeri, oligarşik egemenliğe karşı PKK biçiminde bir direnişe dönüştü. Türkiye'de devlet ve toplumda esas olarak yarı faşist, askeri, oligarşik despotik yönetim egemen hale gelirken; buna karşı direniş, demokratik cumhuriyet ve demokratik Türkiye savunuculuğu Kürt ulusal demokratik direnişiyle temsil edilir hale geldi. PKK-devlet çatışması bunu ifade etmektedir. Ancak bu bir direnme hareketi olarak ve ağırlıklı yönüyle Kürdistan'da, Kürt toplumunun ulusal demokratik direnişi biçiminde sürmektedir.

Böyle bir darbenin Türkiye'nin sol, sosyalist ve demokratik güçleri üzerinde ciddı etkisi oldu. Bu güçler böyle bir şeye hazırlıklı değillerdi. Böyle bir darbeyle karşılaşabileceklerine fazla ihtimal vermiyorlardı; tam tersine, bu tür bir darbenin olmasından ziyade, kendilerine göre sol bir darbenin olacağı ve o temelde bağımsız demokratik Türkiye'nin inşa edilebileceği hesabı yapıyorlardı. Devrimci Gençlik Federasyonu'nun içinden çıkan, kendilerini çeşitli partiler, gerilla orduları biçiminde tanımlamaya çalışan gençlik örgütleri, 12 Mart darbesinin faşist karakterde olduğunu fark edince, birazda kendilerinin değerlendirmelerinin, düşüncelerinin hatalı olmasına duydukları öfkeyle sert bir direniş sürecine geçtiler. Bu konuda oldukça yiğit, kararlı, mücadeleci davrandılar. Belli bir eylemlilik içine girdiler. Bunun Türkiye toplumu üzerinde; gençleri, işçileri, aydınları, memurları, emekçileri, köylüleri üzerinde derin bir etkisi oldu. Ancak bu örgütler hazırlıklı değillerdi. Teslim olamazlardı. O duruşlarına ve düşüncelerine aykırıydı. Bu temeldeki direniş yönelimine 12 Mart darbecileri, onların kurdurttuğu Nihat Erim hükümeti 'Balyoz Hareketi' adını verdiği gerici, faşist, katliamcı saldırıyla üzerine gitti. Sinan Cemgil'ler gerilla mücadelesi için çıktıkları Nurhaklarda katledildiler. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan dağlık alana çıkarken tutuklandılar, yargılama ve idam sürecine alındılar. Mahir Çayan ve arkadaşları şehir eylemleri içerisinde tutuklandılar, cezaevinden kaçtılar, birçok çatışmaya girdiler, yaşamını yitiren oldu. İbrahim Kaypakkaya Dersim'de yaralı yakalandı ve Diyarbakır'da işkencede katledildi.

Yüzlerce, binlerce insan, sol, sosyalist kadro tutuklanarak ağır işkencelerden geçirildi. Böylece önderlerin katledilmesi ve kadroların tutuklanıp işkencelerden geçirilmesi biçiminde var olan örgütlenmeler dağıtıldı, ezildi, parçalandı. Bir biçimde Türkiye'yi demokrasi, özgürlük, bağımsızlık çizgisinde yürütmek isteyen hareket 12 Mart faşist darbesinin saldırıları altında ezilmiş, yenilgiye uğramış oldu.

Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya gibi önderlerin katledilmesinden sonra sol örgütlerin içine düştüğü durum neydi?

Türkiye sol ve sosyalist hareketi 12 Mart darbesiyle karşılaşmanın şaşkınlığını hiç aşamadı. 12 Mart darbesini anlayamadı, anlam veremedi. Aslında darbeyi hazmedemedi. Bu konuda özellikle önderlerin, liderliklerin katledilmesi, geride kalan kadrolar açısından çok daha zorlayıcı oldu. Devrimci önderler; Mahirler, Denizler, İbrahimler zorunlu olarak karşı karşıya kaldıkları, hazırlıklı olmasalar da mecbur bırakıldıkları çatışmaya yiğitçe girip yaşamlarını yitirdiler. Büyük bir miras, gelenek, kahramanlık ortaya çıkardılar. Bu eylemleriyle, pratikleriyle 12 Mart darbesinin, onu yapan ordunun, onun dayandığı sistemin, hizmet ettiği kapitalist sermayenin gerçeğini aydınlattılar. Fakat geriye kalan örgütler, kadrolar bu gerçekleri doğru, bütünlüklü ve yeterince derinliğe sahip bir biçimde anlama ve değerlendirme gücünü gösteremediler. Diğer yandan ise, darbeye karşı gelişen direnişin yaşadığı ezilme ve yenilgiyi nedenleriyle birlikte yeterli, doğru bir değerlendirmeye tabi tutamadılar. Yani güçlü bir eleştirel ve özeleştirel yaklaşım gösteremediler. Derin bir düşünce sistemi geliştiremediler. Çok yüzeysel, dar, sığ kaldılar. Onun için çoğunlukla bir şey üretmemeye, yeni bir şey söylememeye, varolanı, o zamana kadar ortaya çıkartılanı tekrarlamaya çalıştılar. Oysaki 70'li yıllar boyunca tecrübe edinilmişti, 12 Mart darbesi sürecindeki çatışmalar önemli bir tecrübe birikimi yaratmıştı, dolaysıyla daha doğru sonuçlar çıkartmak, daha yetkin bir tarz geliştirmek mümkündü. Demek ki yanılgıları aşamadılar. Hazırlık yapamadılar, varolan kitle gücüne dayanarak kendilerini yaşattılar. İşin özü, gerçeği budur.

PKK hareketi hangi temeller üzerinde gelişti? Denizlerin mücadelesine nasıl sahip çıktı ve sürdürdü?

İşte bu gelişme içerisinde PKK'nin doğuşunu anlamak, değerlendirmek gerekiyor. PKK'nin Önderliksel doğuş ve gelişme gerçeği böyle bir süreç içerisinde oldu ve diğer bütün grupların yapamadığını yapma temelinde gelişti. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve PKK'nin diğerlerinden ciddi farklılığı vardı. PKK, 12 Mart'ın tasfiye ettiği son süreçte tasfiyeyi önleyen, boşa çıkartan, direnişi devam ettirmek üzere yeni bir başlangıç yapan hareket oldu. Yeni bir Önderliksel doğuş bu temelde gerçekleşti. Bu nasıl oldu? Diğer sol örgütlerin yapamadığı, 12 Mart darbesinin açığa çıkardığı devlet, emperyalizm, NATO, ABD, egemenlik, Türkiye gerçeği çözümlemesini Kürt Halk Önderi yaptı. Yine diğer sol örgütlerin yapamadığı özeleştiriyi Kürt Halk Önderi yaptı. 12 Mart darbesi karşındaki kahramanca direnişin yenilgisinin, ezilmesinin nedenleri en doğru, en derinlikli bir biçimde Kürt Halk Önderi sorguladı, açığa çıkardı.

Nasıl bu değerlendirme ve sorgulamayı yapabildi? Başkaları yapamazken neden Kürt Halk Önderi yaptı? Tabi bu Kürt Halk Önderi'nin kişiliğiyle ilgilidir. Sorumluluk duygusuyla, düşünce gücüyle, sorgulama gücüyle, yaklaşımlarıyla bağlantılıdır. Önderlik de zaten böyle ortaya çıkıyor, oluşuyor. Bunları yapabilen önder oluyor, ona önder deniyor. PKK hareketi bu esaslar üzerinden oluştu, şekillendi. Yani tamamen 12 Mart faşist darbesinin ortaya çıkardığı gerçeklerle, buna karşı Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin geliştirdiği direnişin ezilmesinin ortaya çıkardığı gerçeklerin çözümlenmesi, sorgulanması, analiz edilmesi temelinde oluşturulan yeni düşünce, ideolojik yaklaşım ve bunların örgüte dönüştürülmesi, pratiğe geçirilmesiyle oluştu. Dikkat edilirse burada diğer örgütler gibi bir yaklaşımı yoktur. PKK herhangi bir örgütün doğrudan devamı olduğunu söylemedi. Hiçbir hareketin mirasını sahiplenip, kullanan hareket olmadı. Bu da PKK'nin önemli bir özelliğidir. Diğer yandan öyle ucuz yaklaşımla mirasa sahip çıkıp, onunu sonuçlarını kendi isteği doğrultusunda yönlendirmeye girmemesine rağmen, ama bütün hareketlerin derin bir sorumluluğunu taşıdı, sahiplendi onları. PKK yenilgiyi böyle önledi. 12 Mart direnişçiliğini böyle devam ettirdi. Onların yenilmezliğini böyle yarattı ve bu temelde Türkiye kentlerinden başlayan demokratik devrimci direnişi Kürdistan şehirlerine ve dağlarına taşıdı, oradan günümüze kadar koşullar ne tür örgütleme ve eylem gerektiriyor, onu bulup cesaret ve kararlılıkla böyle bir mücadeleyi yürüterek günümüze kadar getirdi.

Darbe kültürünün Türkiye'de yarattığı tahribatlar nelerdir? Türkiye siyasetinde, Anayasası ve toplum psikolojisinde nasıl bir etki bırakmıştır?

Askeri darbelerin Türkiye toplumunda çok derin etkiler bıraktığı bir gerçek. Bir kültür yarattığı da söylenebilir. Türk insanının ve toplumunun psikolojisini, ruh ve duygu dünyasını etkileyen, yönlendirmeye çalışan bir hareket olmuştur. Esas tehlike ve tahribat burada. Kendi anlayışını, felsefesini, ilkelerini insanların ruhuna, duygularına, düşüncelerine yerleştirmeye çalıştı. Bunu eğitim sistemiyle yaptı; bunu basın-yayın, medya araçlarıyla yaptı, sanat ve edebiyat dünyasıyla yaptı. İnsan toplum bilincinin yeniden oluşmasını sağlamaya çalıştı. Tabi bütün bunlar hep kul-köle yaratmaya dönük çabalardı; doğruları göremeyen, anlayamayan, düşünce üretemeyen, yeni şeye cesaret edemeyen, yeni şeyleri yaratamayan, onun için örgütlenemeyen, hep bir şeyleri dışardan, devletten bekleyen, devlete kul-köle olan, parayı, yaşamı, ekonomiyi, siyaseti, sanatı, düşünceyi devletten bekleyen, her şeyiyle devlete bağlanmış, kul-köle olmuş insan ve toplum yaratmak istediler. 1971 direnişçiliğinin o büyük ruhundan, bilincinden, davranışından, kahramanlığından, cesaretinden, fedak‰rlığından geriye ne kaldı? Bunu sorup, sorgulamak gerekiyor. Şimdiki Türkiye toplumu Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin toplumudur. Nerede İbrahimlerin işkence karşısındaki ser verip sır vermeyen direnişi? Nerede Denizlerin idam sehpasını tekmeleyişleri? Nerede Mahirlerin o kahramanca yürüyüşleri? Yoktur. Bu değerler, bu anlayışlar, tutumlar eritildi, yok edildi. Bugün Türkiye'deki duruş böyledir. Açtır, susuzdur, ama herkes, bunu yaratan devlet olmasına rağmen yine devlete el açmaktadır, iktidara el açmaktadır, onların verdiği sadakaya -işte AKP de bu sadakacılığı yapıyor- şükür etmektedir. Böyle bir toplum ortaya çıktı. O büyük onurlu, gururlu, dik başlı insan ve toplum duruşu yok edildi, eritildi. Bu bir kültürdür. Toplumsal kültürdür. Bu kültür bir çaresizlik kültürü, kölelik kültürü, güç karşısında boyun eğme kültürü, teslimiyet kültürüdür. Bunlara karşı çok köklü bir mücadeleye ihtiyaç var. Bu mücadele yapılabilir mi? Evet. Çünkü bu mücadele 1971 direniş ruhuyla yapılabilir. Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin ruhu canlandırılırsa, esas alınırsa, bütün darbelerin ortaya çıkardığı bu insan ve toplum kültürü rahatlıkla değiştirilebilir, yenilebilir, yeniden bir demokrasi kültürü ortaya çıkartılabilir.

Türkiye'nin bağımsızlığı ve halkların kardeşliğini amaçlayan Denizlerin mücadelesine sol ve demokratik güçler nasıl cevap olmalıdır?

Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin direniş mirası, kültürü Türkiye'nin sol ve sosyalist güçleri tarafında doğru ve yeterli bir biçimde yürütülememiş, devam ettirilememiştir. Onlara yeterli sahip çıkılamamıştır. Özellikle bu, 12 Eylül darbesi ardından netçe ortaya çıktı. Gerçekten de burada ciddi bir sorumluluk var. Bundan sorumlu olan güçler de bellidirler. Zayıf olabilirler, güçsüz olabilirler; ama samimi, dürüst olmak, özeleştirel yaklaşmayı bilmek, geleceğe böyle bir yaklaşımla ön açıcı olmak l‰zım. Şimdi yeni bir süreç var. Yarı faşist, militarist, oligarşik, despotik yönetim her ne kadar bu 40 yıllık süreçte h‰kim olsa da zayıftır, tam egemen olamamıştır. Kürt ulusal demokratik direnişini ezememiş, Kürdistan'a h‰kim olmamış, dolayısıyla deşifre olmuş, maskesi düşmüş, tam başarı sağlayamamış bir konumda bulunuyor. 12 Mart direnişinin ezilmesine cevap olarak PKK oluşmuş, bu direnişi Kürdistan'a taşıyarak günümüze kadar devam ettirmiştir. Bu direniş Kürt ulusal demokratik direnişi olduğu kadar, demokratik Türkiye derinişidir de. Bu gerçeği görmek gerekiyor. Kürdistan'daki ulusal demokratik direniş Türkiye'ye demokratikleşme dayatıyor. Demokratikleşmeyi canlı bir öğe haline getiriyor. Her türlü gericiliğe karşı demokratik siyasetin önünü açıyor. Peki, şimdi olması gereken nedir? Bu gerçeğe göre hareket edebilmektir. PKK'nin yürüttüğü mücadelenin yarattığı demokratikleşme, demokratik siyaseti geliştirme gerçeğini doğru ele almak, değerlendirmek ve bu temelde mücadele etmeyi bilmek lazım. Kürdistan'daki direniş bu anlamda büyük güç ve destek de veriyor, ön açıyor. 12 Mart direniş mirası doğru değerlendirilemediği gibi, PKK mücadelesi de geçmişte doğru değerlendirilememiş olabilir. Ama artık bu kompleksten kurtularak doğru ve yeterli bir değerlendirme yapabilmek gerekir. Olması gereken budur. 12 Mart darbesi ve devrimci direnişin ezilmesi doğru, yeterli değerlendirilemediği için 12 Eylül darbesine karşı direniş içine girilememiştir. Bu bir demokrasi tarihinin kaybedilmesine yol açmıştır. 12 Eylül rejimi karşısında Kürt ulusal demokratik direnişiyle birlikte direnilebilinseydi, faşizm yenilecek, kesinlikle demokratik Türkiye ortaya çıkacaktı. Ama bu yapılamadı.

Bu konuda Kürtler görevlerini yaptılar, PKK görevini yaptı. Türkiye emekçileri ve sol demokratik hareketi yeterince görevini yapamamıştır. Bu gerçeği görmek, anlamak l‰zım. Bu bir suçlama değil. Öyle çok ağır bir eleştiri de değil, gerçeği ortaya koymaktır. Diğer yandan gelişmeleri çok iyi analiz edelim. Kürdistan'daki ulusal demokratik direnişin gücünü iyi görelim. Bu direniş tek başına 12 Eylül faşist askeri rejiminin saldırılarını kırdı, bozdu, başarısız kıldı. Düşünelim ki bu direnişçilere müttefik olarak, ittifak halinde, ortak cephe halinde benzer bir direniş Türkiye'de de olsaydı sonuç ne olurdu? Şimdi ne yapmak l‰zım? Bunlardan ders çıkartmayı bilmek gerekiyor. Türkiye'nin kaybetmesine fırsat vermemek l‰zım. Bu da neyle olur? Günümüzün koşullarında gerekli olan devimci, demokratik siyasî duruşu göstermekle olur. Ne istiyor bu? Siyaset yapmayı gerektiriyor. Birlik olmayı gerektiriyor. Kürt ulusal demokratik direnişinin Türkiye'ye dayattığı demokratikleşmeyi Türkiye'de temsil etmek ve gerçekleştirmek gerekiyor. Onun siyasetini yapmayı, örgütünü kurmayı ve birliğini yaratmayı bilmeyi gerektiriyor. Kesinlikle bu büyük başarı getirir. Ama Kürt toplumunda yaşayan, günümüze kadar taşınan bu devrimci direnişi, demokratik Türkiye gerçeğini Türkiye'nin geneline yayabilmek l‰zım. Denizlerin mirasına sahip çıkmak böyle olur. Denizleri anlamak böyle olur. Başka türlü bu miraslara sahip çıkılmaz. Başka türlü onlar günümüze taşınılamaz, doğru anlaşılamaz. Bu da günün görevlerine doğru devrimci demokratik yanıtı vermekten geçiyor.

Bu görevler nedir?

Türkiye'yi demokratikleştirecek bir program etrafında tüm sol demokratik güçleri birleştirecek, halka gidecek, emekçilere, gençlere, kadınlara dayanacak, böylece güçlü bir siyasî hareket yaratacak bir çaba içerisine girmeyi istiyor. Gerekli olan; bu gerçeği iyi anlamak, onunla iyi birleşebilmek, Türkiye'nin demokratikleşmesinin yol yöntemlerini doğru bulmak, birlik olabilmek, halkçı olabilmek ve biraz da cesaret, fedak‰rlıkla çalışma yürütebilmektir. Böyle yapılırsa gerekli başarı kesinlikle sağlanır. Bu temelde Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin ruhu yeniden canlandırılıp Türkiye toplumuna h‰kim kılınmış, bu büyük özgürlükçü direnişçi kültür Türkiye insanına, gencine, kadınına, emekçisine yedirilmiş olur. Bu biçimde de son 30-40 yıldır faşist askeri darbelerin yarattığı kulluk-kölelik kültürü, insanı bitiren kültürü yıkılarak, onurlu, başı dik, katılımcı, özgür, demokratik, yaşamayı bilen, seven, yaratan, iradeli bir insan ve toplum gerçeği ortaya çıkartılır.

Mahirler, Denizler, İbrahimler böyle bir insan gerçeğini Türkiye'de temsil ettiler. Günümüzde onlara sahip çıkmak demek; böyle bir insan ve toplum yaratmak, bunun için durmadan birlik halinde mücadele etmek demektir. ANF

    


Günün Diğer Haberleri: 2010-03-12
Dün Son Haberler: 2010-03-11


Son 5 haber

Haber Arşivi

Seçenekler

Yazdırılabilir sayfa  Yazdırılabilir sayfa

Bu haberi arkadaşına gönder  Bu haberi arkadaşına gönder


Haber Puanlama
Ortalama puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:
Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


İlgili bağlantılar

En çok okunan haber: Politika:


  

Makaleler yazarýn/yazarlarýn fikri mülkiyetidir, baþka her þey © 2005- 2009 by Mazlum YILDIRIM Dersim Haber Munzur Haber ROJAMUNZUR.COM



DM Theme by RojaMunzur.